12 Mart Pazar günü yapılacak YGS için geri sayım başladı. ♫ Are you ready? ♫ ÖSS, LGS, OKS, SBS, SÇS OK KİB BYE gibi birçok sınav isminden sonra “YGS hangisiydi la?” diyenler için açıklayalım; Yükseköğretime Geçiş Sınavı. Yani, tek aşamalı üniversiteye giriş sistemi kalktıktan sonra yeniden yapılandırılan ve 2 aşamalı hale getirilen sınavın ilk aşaması. – Kafam yanıyor anne. Kafam yanıyor. Milyonlarca öğrenci, bu aşamaya gelebilmek için, 12 yıllık eğitim öğretim hayatları boyunca yazılı sınav, sözlü sınav, deneme sınavı, seviye belirleme sınavı, seviyeyi koruma sınavı gibi yüzlerce sınava girdi. – Yeteeer ! Küçük yaşta gelecek kaygısıyla tanıştırlar. Tek istedikleri iyi bir okulda okumak, düzgün bir eğitim almaktı. Bu uğurda, sözde hepsi potansiyel birer rakip olan arkadaşlarından, sosyal hayatlarından, hatta uykularından bile feragat ettiler. Bu sınav cümbüşüyle boğuşurlarken onlar kadar çalışıp, onlar kadar yorulan, onlar gibi heyecanlanıp uykuları kaçan birileri daha vardı. Anneleri. Doğar doğmaz göbek bağını üniversite bahçesine gömdükleri, yavrularının eğitim hayacını taa kök hücreyken başlattılar. Okulun ilk gününde yan, son gününde en ön sıradalardı. Çocukları dershanelerle, özel hocalarla, test kitaplarıyla boğuşurlarken, gece yarısı aniden masaya gelen alevsiz meyvelerden tutun da, bütün hayatlarını sınav takvimlerine göre düzenlenmeye kadar birçok fedakarlıkta bulundular. Kendileri büyüdükçe dilleri de büyüyen ergen evlatlarının kaprislerine, “Okumıycaksa sanayiye verelim.” ci babalara, “Bizim oğlan da fen lisesini kazandı vallaaağ amcası” nispetlerine kahramanca göğüs gerip, nihayet bu kutsal ilk aşamaya kadar geldiler. Tek istekleri biricik evlatlarının doktor olup, şu omuzlarındaki hiç geçmeyen ağrıyı iyileştirmesiydi. Şurlarım, bak şurlarım çok fena İfrahim. Şuralarım çok fena. Belki mimar olup evlerini baştan yaratması… Ya da ne bileyim, en azından kendi kendine yetebilen, işi gücü olan, eğitimli, düzgün bir insan olmasıydı. Peki, yıllardır beklenen o sınav sabahı geldiğinde, neler yapmalılar ve sonrasında onları neler bekliyor? Sınav sabahı hafif yiyeceklerin tüketilmesi çok önemli. Uzmanlar, osurtan yiyeceklerin tüketilmemesi gerektiğini söylüyor. Annelerin okunmuş şeker, birincilik pirinci ya da ilk bin garantili fasulye gibi geleneksel yöntemlere abanmaması gerektiğini de ekliyorlar. Bunun yanında, sınav esnasında dışarı çıkmak kesinlikle yasak olduğu için sıvı alımını bir gün önceden kesmek, hatta yavruya sonda taktırmak da akıllıca bir çözüm olabilir. Evden erken çıkıp, sınavın yapılacağı okula da erken gidilmesi gerek. 1 dakika bile geç kalınması durumunda, aday katiyen sınava alınmıyor. “Ay ama bizimkinin gireceği okul tee şeyde” diye üzülmeyin. Özel aracınız yoksa, toplu taşıma araçları, sınava girenler için o gün ücretsiz olacak. Ama bi tek İstanbul’da. YGS’ye giriş 55, şifre edinmek 5 , fotoğraf güncellemek 10, başvuru hizmet ücreti 3 lira. Sınava, sabah metrobüsüyle gitmekse paha biçilemez. Şimdi 2 milyon 300 bin kişi girse, kişi başı 73 desen, öyle, böyle elde var 1.. 10 kare 2 10. İyi çog iyi ya. Ooo, baya iyi ya. Ayrıca kalem, silgi, kalemtraş, peçete ve şekerlemeden oluşan sınav seti de öğrencilere ücretsiz dağıtılacak. Bu yüzden, evden sadece çocuğu ve kimliğini alıp çıksanız yeter. Unutmayın, çocuğunuz danaya değil, sınava giriyor. Maaile toplaşıp gitmeniz, onu heyecanlandırmaktan başka işe yaramayabilir. Anlamak, mutluluktur. Anlamak, mutluluktur. Anlamak mutluluk… Önce bir ona sorun. Sadece anneleri değil, babaları da ilgilendiren bir diğer husus da, sınav bitiminde ne olursa olsun, “Kazanamazsan, sıçtım bacaana!” tarzı tehditkar cümlelerden kaçınılması. Bunu uzmanlar demiyor, biz diyoruz. Çünkü sınav kazanılamadıysa, bu 12 senenin konsantre halde yeniden yaşanacağı, test kitaplarıyla, özel derslerle, kazanamamanın yarattığı korku ve endişe hissiyle geçecek kocaman bir sene daha onları bekleyecek. Oldu ki sınav kazanıldı, belki bambaşka bir şehirde okumanın yarattığı kültür şokuyla, yurduyla, eve çıktıysa kirasıyla, öyle kuru kuru makarna yemesin diye erzağıyla, bitmeyen vizelerle, finallerle dört sene su gibi akıp geçecek. Kepler atılacak, çerçevesi hazır bekleyen diplomalar alınacak, gözler bu kez mutluluktan yaşaracak. Ama bu sefer de, yeni bir hayata başlama yolunda umutla dolu olan bu gencin, bırakın öğrenciliği, herkesten önce yumurtaya dalmış o şanlı sperm günlerini bile özleyeceği başka bir dönem başlayacak. Okul bitmiş, arkadaşları teker teker iş bulmaya başlamışken, işsizliğin midesine atacağı ilk yumrukla beraber, 700 bin üniversite mezunu işsizden yalnızca biri olduğunu anlayacak. Belli etmemeye çalışsa da canı yanacak. İş bulsa bile, kuş kadar maaşlar alıp, çok çalıştırılacak. Adı kağıt üstünde stajyer diye yazılsa da, köle diye okunacak. Bu zamana kadar girdiği sınavlar yetmezmiş gibi ALES’idir, memurluk sınavıdır, biraz da bunlar için dirsek çürütecek. Atama bekleyecek, atama gelmeyecek. “Askere gitmeden olmaz.” diyecekler, mecbur gidecek. Evlenmeden olmaz diyecekler, evlenecek. “E çocuk? “ Diyecekler, bi tane de o yapıverecek. Ve bi gün durup, düzgün bir iş, iyi bir eş, bi de çocukla taçlandırdığı 30 küsür senelik hayatını düşünürken, YGS’de yaptığı netler aklına bile gelmeyecek. O yüzden, çocukların kalbini kırmayın.